Home » 2017 » Aralık

Monthly Archives: Aralık 2017

Balık işareti

Balık işareti, bilinmelidir ki suyun olduğu yerlere yakın veya içerisinde bulunur yani ırmak, gölet, küçük dere, şelale, çeşme, kaynak suyu ve kuyu gibi yerlerde bulunmaktadır bir yerlerde balık işareti varsa mutlaka su olmalıdır. İşaret çözümünde ifade olarak kullanılan figürlerin özellikleri çok önemlidir. Balık işareti Hristiyanlık öncesi de oldukça benimsenmiş bir işarettir bereketi bolluğu simgelemiştir. Türkiye’de çokça rastlanılan işaretlerdir ve bu işaretlerin %90 define işaretidir bazı yerlerde süsleme olarak kullanıldığı için onları defineye katmıyoruz. Bazen balık işareti bir haritaya götürebilir bu haritayla da defineye ulaşabilirsiniz.

Balık işareti kesin define işareti olarak bilinir. Yakınlarda mahzen içinde harita olabilir. Baktığı yön ve uzunluğu da çok önemlidir. Uzunluğunu ölçmek ve bir santimi bir adım olarak kullanmak gerekir. Balığın baktığı yöne doğru gidip adımlarınızın bittiği yerde mahzen girişi vardır. Dikkatli aramak gerekir.

Balık ile ifade edilen hazinenin yerini bulmak hem kolay, hem de çok zordur. Balığın boyu, eğimi, yönü, pozisyonu, tek-çift olup olmadığı, yanında başka sembollerin olup olmadığı gibi konular da önemlidir.

Genellikle düz kayada bulunur: Tüm hatları ile balığa benzediğinde önemli hale gelir. Sudan çıkan balığın kuyruk tarafına doğru 90 cm. geri zıplayacağı varsayımı ile geriye doğru 90 cm. ilerisinin kırılması önerilir.

Genel Ortak Kanı: Su ve suyla ilgili bir mekan kurgulanmıştır. Balık işaretinin olduğu bölgenin bir mezar olma ihtimali güçlüdür.

Hristiyanlıktan önce de balık bereketi simgelemekteydi.

Balık Başka Yorum: Genelde akarsu göl ve göletlerdeki kayalara çizilir. Bakıldığında suya işaret görülmeyebilir ama zamanında var olupta kuruyan dere ve gölleri gözden uzak tutmamak gerekir. Balık aynı zamanda çeşme ya da pınarında işareti olabilir. Balık hayvanı, baktığı yer ve uzunluğuyla kesin ölçüm gerektirir. Kesin olarak define işaretidir.

Balık görülen ve müşahade edilen bilgilerden kaynaklanarak ekseriyetle sofra taşı denilen 1 veya 2 metre karelik bir basit düz taş üzerinde balık (tam veya yarım)çatal, bıçak, ekmek, tabak gibi oyma veya kabartma işaretler rastlanmıştır. Bunlar o civardaki yaşantının simgesidir. Balık su içinde yaşar ve tehlike anında kaçar. Bu civarda bir mahzen girişi arayınız. Mahzenden sonra büyük bir odaya çıkar ve ya elinize geçecek bir harita ile o yöredeki saklanan şeylerin yerlerini bulabilirsiniz. Kesinlikle toprak altından mahzene girilir ve derindedir. Hazinesi doyurucudur.

Balık işareti çözümü için öncelikle balığı iyice inceleyelim. Gözleri belirginse, baktığı yer veya yön görünüyorsa, balığın boyunu ölçelim ve her cm 1 adım gelecek şekilde ilerleyelim. Geldiğimiz noktada giriş için bir inceleme yapalım balık işareti genelde mahzene ya da bir odaya bir odaya bizi götürür. Bazı yerlerde kesinlikle toprakta olur demişler ama hayır kimisi dikey kayalık içinde oda, kimisi toprak içerisindeki gizli odalarda varlığı bulunmuştur.

İşareti suyun içine nasıl inşa etmişler: Suyun geldiği yönde suyun yatağını değiştirmişler dikkatlice gözlemleyin su yatağı değiştirilmiş mi çok eskide olsa akarın yeri değiştirildim mi yeri belli olur baktınız akarda değişmiş aynı işlemi sizde yapın.

Balık işareti dere göl gibi yerlerde rastlamışsanız; balığın baktığı yöne ve kuyruğuna dikkat edin eğer ki kuyruk kısmı V oluşturmuşsa V açısı istikametinde balığın boy ölçüsü kadar ditmek gerekir. Adımlamak gerekir eğer toprak zemine vardıysanız toprak altında saklı bir mahzen olmalıdır. Eğer dik ve ya büyükçe bir kaya parçasına vardıysanız yine ya kaya altına oda veya içerisinde bir oda vardır.

Kabartma mermer mezar taşında ise; mahzen var demektir. Açık arazide ise balığın yakınlarında mutlak su kaynağı vardır. Balığın varlığı bu kaynağın yakınlarındadır. Genelde balığın baktığı istikametinde suyun kaynağını işaret eder bundaki ölçü ….x72 cm olabilir. Bu ölçü birimi 100 cm, 1 m’dir. Buna göre bir örnek vermek gerekirse: 10 cm gelen balığın baktığı istikamette yaklaşık 51 metre uzaklıkta bir su kaynağı düşünülmelidir. Bu ölçüm Mağribi ve Endülüs’te kullanılmakla birlikte Osmanlı döneminde de gayr-i Müslimlerin arazi ölçümlerinde kullandıkları bir birimdir.

Balık işaretinin derenin içerisinde sular çekilmiş ve bir kayada balık işareti ortaya çıkmış ise; ilk öncelikle balığın yönü ne tarafta suyun akıntısına ters mi baş kısmı ona bakıyoruz ters ise bulunduğu alanda suyun altında oda vardır üstü kula taşla kapanmış yıllar geçtikçe üstü dolmuştur.

Bir diğeri de dere kenarında balık: Burada da balığın baktığı yönde dere geçiliyor. Balığın karşı istikametinden düz kesme bir taşta masa büyüklüğünde parası alınmıştı mesafe tahmini 60 metre civarı idi. Demek istediğim balığın baktığı yön çok önemlidir ve kesinlikle unutmayınız ki parası sudan çok uzakta değildir. Balık işaretini görüpte dereyi bırakıp parasını tepelerde dağlarda aramayın.

Balığın nereye götürdüğüne göre değişmektedir yani balık işareti kuyuyu vermişse hazine kuyunun içerisindedir. Eğer çeşmeyi vermişse çeşme yakınlarında toprakta veya kaya içerindedir parası dere kenarlarında ise bu işaret toprakta, dikey kayalıkta, şelalede ise aynı durum geçerlidir

Dikkat: Defineciler bildiğiniz gibi balık işareti genellikle suya yakındır ve parası da suya yakındır bu nedenle yer tespiti yaptığınızda oda ya da mahzeni tespitinden sonra su tuzağı olma ihtimali yüksektir. Dikkatli olun çünkü suya yakın yerlerde su tuzağı çıkma olasılığı vardır. Bunlar olmuş şeylerdir.

Altın, balık, kaya, değerli eşya, kayadaki balık
Kayadaki kabartma balık işareti
Altın, balık, kaya, değerli eşya, kayadaki balık
Kaydaki kabartma balık işareti, çok çanlı
Altın, balık, kaya, değerli eşya, kayadaki balık
Kaydaki oyma balık işareti
Altın, balık, kaya, değerli eşya, kayadaki balık
Kayadaki oyma balık işareti

Domuz İşareti

Domuz İşareti, definecilikte en önemli işaretlerden biri domuz ve domuz peşine yavrulardır. Definede domuz işareti oldukça değerli bir işarettir bu domuz işaretinin parası çok kıymetlidir ve genel olarak altındır. Domuz doğurganlığı ile bilinmektedir. Bereketi de simgeler. Beyaz domuzun gümüşü simgelediği söylenir.

Domuz işareti, oldukça değerli parayı temsil etmektedir. İşçiliği zordur parası çoğunlukla mahzenlerde çıkar. Tek domuz ya da yavrulu domuz olmak üzere farklı işaretler mevcuttur. İşarete göre çözüm farklılık gösterir.

1-Domuzun yavrular resmedilmişse ve yavrular ana domuzun etrafında dağınık olarak duruyorsa büyük domuzun baktığı yönde 30 adım sayılmalıdır. Define genellikle ölü için konulmuştur.

2-Domuz önde yavrular arkasına peş peşe sıralı ise tümünün baktığı yöne doğru araştırma yoğunlaşmalı.

3-Yavrulardan bir tanesi diğerlerinden farklı olarak arkaya bakıyorsa gömü sürünün gittiği istikametin tersi istikametinde her yavru için 1 veya 10 adım mesafede olup, genelde kayanın altına denk düşmektedir. Mesela 4 yavru varsa gömü ya 4 adım ileride ya da 40 adım ileride olup, derin mesafededir. Bazen bu şekil geriye doğru 30 metre mesafede kayanın altında şeklinde de ifade edilir.

4-Baktığı yön çok önemlidir. İkinci bir işaret aranmalıdır. Yavrusu veya ona ait bir uzvu aranır. İşaret küçük olup çok dikkatli aranmalıdır. Kayanın 1 metre altına bakılmalıdır. Buradan çok ciddi bir hazine çıkar. Altın paralar çok değerli olup onların da üzerinde domuz resmi bulunmaktadır.

Define İşareti, domuz, domuz peşine Yavrular
Kayda kabartma tek başına bulunan domuz işareti
Define İşareti, domuz, domuz peşine Yavrular
Kayda kabartma domuz işareti alt tarafında eski yazıyla bilgi verilmektedir.

Define İşareti, domuz, domuz peşine Yavrular

Domuz peşine yavrular verimili mezar yeri demektir.

Define İşareti, domuz, domuz peşine Yavrular
Kayada kabartma domuz işareti dere kenarında bulunmaktadır.

Barhal Kilisesi Efsanesi

Parhal Kilisesi Efsanesi, çok eski zamanlarda, Parhal kilisesinin olduğu yerde bir adam bakırcı yaşarmış. Bir gün bakırcı, çırağını da yanına alarak kilisenin altındaki mahzene iner. Açılmayan yedi demir kapıyı okuya okuya açıp içeri girerler. Çok büyük bir hazine bulurlar. Ama hazinenin üzerinde kocaman bir yılan yatmaktadır. Bakırcı hazinenin ve yılanın büyülü olduğunu anlar. Büyüyü bozacak dualar okur, üfler. Bakırcı okudukça yılan küçülür. Sonunda yılan bir kertenkele haline gelir.

Artık okumakla küçülmez olur. Bakırcı büyüyü bozamadığı için hazineye el sürmekten korkar. Etrafa bakınırken oradaki rafta altın yaldızlı bir kitap ve bir de altından tabak görür. Onları alır koltuğunun altına koyar. Arkasına döner ki çırağının ağzı tersine dönmüş. Okuyarak çırağının ağzını düzeltir. Sonra yine okuyarak kapanan yedi kapıyı açıp dışarı çıkarlar. Bu adam oradan aldığı altın tabak ve kitapla Batum’a gider. Bunların sayesinde zengin olur. Yıllar sonra Parhal’lı biri iş aramak için Batum’a gider. Bu zengin yaşlı adama rastlar. Yaşlı adam, adama nerelisin der. Parhal’lıyım diye cevap alınca :“Parhal beni abat etti” diyerek bu hikâyeyi anlatır.

Barhal kilisesi
Barhal Kilisesi Efsanesi ve hikayesibdeki kilisenin resmi
Barhal Kilisesi Efsanesi ve hikayesi
Barhal Kilisesi Efsanesi ve hikayesinde gecen kilisenin bir başka resmi
Barhal Kilisesi Efsanesi ve hikayesi
Barhal Kilisesi Efsanesi ve hikayesinde gecen kilisenin bir başka resmi
Barhal Kilisesi Efsanesi ve hikayesi
Barhal Kilisesi Efsanesi ve hikayesinde gecen kilisenin resmi

Karunun Hazinesi

Karunun hazinesi, Lidya’nın en güçlü kralı olan Kroisos (Karun)  M.Ö. 560-546 yılları arasında Lidya’nın krallığını yapan Karun zenginliği ve bolluğu ile ün salmıştır. Paktalos Deresi adı verilen dere kenarında bulunan çok büyük altın rezervleri Lidya’yı çok zengin ve güçlü bir duruma getirmiştir. Bu altın rezervi Lidya’yı ilkçağ dünyasının en güçlü devletlerinden biri yapmıştır.

Karun Hazinesi, çoğu Karun dönemine ait olan ve Uşak İl’inin 25 km batısında, Uşak-İzmir Devlet Karayolu üzerinde yer alan Güre Köyünün kuzeyindeki Hermos(Gediz) Nehri’nin suladığı dar ovanın yakınlarında Lidya ve Greko-Pers(M.Ö. 6. yy.) Tümülüsleri bulunmaktadır. 1960’lı yıllarda çıkarılarak kaçırılan ve 1993 yılında geri alınan eserlerin toplu adıdır. Bazı kaynaklarda Lidya Hazinesi olarak da anılırlar.

1965 yılında bu alandaki soygunlar, Toptepe Tümülüsünün kaçak kazısıyla başlamıştır. Kaçak kazıları gerçekleştirenlerin ifadesine göre; mezar odasına girildiğinde, yerdeki bir gümüş testi ile çok sayıda mermer alabastron tavandan düşen bir hatıl nedeniyle tahrip olmasına karşın, hazinenin büyük bölümü ölünün yatırıldığı kline üzerinde bir tutam saç ve toz haline gelmiş kemiklerle birlikte bulunmuştur.

Uşak’ta ilk hazine Güre köyü yakınlarında ortaya çıktı. Buldukları bu eserleri köylüler tek tek çıkarıp aldıkları mücevherleri yaklaşık 60-70 bin lira civarı bir ücretle sattılar. İlginçtir güvenlik önlemleri arttırılmadı ve aynı bölgede yine bir hırsızlık vakası daha gerçekleşti, altın takı, gümüş kap gibi hazineler çalınarak yine yüksek meblağlara satıldı.

Bu odada bulunan; İnsan kulplu gümüş oinochoe, Sfenks ve altın başlı tutamaktı kepçe, tamamı altın, sallanınca ses veren makara, Altından yapılmış içleri boş, iğneli altın küpe, Aynı tip ancak daha küçük boyutta iğneli küpe Sallamalı, altından yapılmış kanatlı at şeklinde broş, Meşe palamutu sallamalı altın ve renkli taştan yapılma kolye, Akik ve taştan yapılmış geometrik şekilli kolye, Mavi renkli camdan yapılmış uçları, aplike aslan başı şeklinde bir çift bilezik, Uçları taş boncuklu püskül şeklinde altın gerdanlık kaçakçılar tarafından alınmıştır.

Toptepe Tümülüs buluntuları aracılar yardımıyla, eski eser kaçakçılığıyla örgütlü bir biçimde uğraşan alıcılara satılmıştır.

1966 yılında Güre’de ikinci bir soygun yaşanmıştır. Güre Köyü’nün yakınında yer alan, yörede İkizce olarak adlandırılan İkiztepe Tümülüsü’nün batı yamacımla düzgün bir mermer blok, bir köylü tarafından bulunur. Bu ipucunu değerlendiren ve bir yıl önceki soygunu bilen kaçakçılar, İkiztepe’de kaçak kazıya başlarlar. Bir türlü mezar odasına ulaşamayan kaçak kazı ekibi, yeni katılanlarla sonunda yeri bulunan mezar odasının tavanı barutla patlatarak içeri girmiştir. Ancak bir süre sonra paylaşımda haksızlığa uğradığını düşünen bir kişi, durumu jandarmaya ihbar etmiştir. Güvenlik makamlarınca sürdürülen operasyonlarda bazı eserler ele geçirilmişse de, jandarmaya ateş açarak kaçmayı başaran kaçakçı, elindeki eserlerin tümünü, Toptepe Tümülüs buluntularını satın alan aynı kişiye ulaştırmayı başarmıştır. Operasyonlarda yakalanan kişiler, çeşitli cezalara çarptırılırlar. Ama olaylar yatıştıktan sonra İkiztepe’de Gürelilerce yapılan kaçak kazı sonucunda ikinci mezar odasına da ulaşılır. Ancak, mezar, hiçbir buluntuyu içermemektedir. Kaçakçılar, eserlerin kline içinde olabileceğini düşünerek hırsa kapılmış ve klineyi parçalamışlardır. Bu klinenin bir parçası, bir köy evinin duvarında yapı elemanı olarak görülebilir.

Daha sonraki yıllarda, aynı yöredeki bir başka tümülüs Aktepe’nin mezar odası, avlanmakta olan köylülerce bulunmuştur. Tümülüste bulunan kırmızı, mavi, siyah ve yeşil renkteki duvar resimleri, bezemeli kline ayakları, keskilerle parçalanarak satılmak üzere İzmir’e gönderilmiştir. Mezar odasının arka duvarı da, daha sonra üzerine sahte resimler yapılarak parçalanmış ve antikacılara satılmıştır.

Lidya döneminin en görkemli eserleri arasında yer alan bu hazine 1965-66-68 yıllarında kaçırılmıştır.

Hazinenin tamamı New York’taki Metropoliten Müzesinde 1985 yılında bir sergide gazeteci Özgen Acar tarafından görülmeleriyle bulundu. Dönemin Kültür Bakanlığının uyarılması sonucu müzenin depolarında saklanan eserleri almak için 1987’de dava açıldı ve yaklaşık 40 milyon dolarlık masrafa yol açan hukuki süreçler sonunda 1993’de Türkiye’ye geri getirildi. İade müze yetkilileri 6 yıl süren davayı kaybedeceklerini anlamarıyla gerçekleşti.

Davalar sonucunda Ekim 1993’te, 60’lı yıllarda kaçak kazılarla edinilen 363 eserin ülkemize iadesi sağlanmıştır. Böyle bir anlaşmanın temeli bilimsel etiğe dayandırılmış ve “Metropolitan Museum of Art”ın kaçak eserlerin ait oldukları topraklara geri verilmesi ilkesini mutlaka hukuksal bir davaya dayanmaksızın işletmesi Türkiye’nin eski eser kaçakçılığı ile uluslararası platformda verdiği mücadelenin zaferi olmuştur. “Kültür varlıkları yerinde güzeldir”

1996’dan beri Uşak Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen Karun Hazineleri yer sıkıntısından dolayı onlarca eserin üst üste istiflendiği müzede, 35 bin 573 tarihî eser bulunuyor. Bu eserlerin yüzde 10’u sergileniyor. Müzede Karun Hazineleri’ne ait 450 adet eserden 300’ü sergileniyor.

Lidya Kralı Krezüs’e ait olduğu değerlendirilen ve Karun Hazineleri olarak adlandırılan 451 parçalık paha biçilmez koleksiyon, yapımı süren yeni Uşak Arkeoloji Müzesi’nde sergilenecek.

Karun Hazinesi
Karun Hazinesinin en değerli parcası kanatlı Deniz Atı broşu
Karun Hazinesi
Karun Hazinesi altın bilezik
Karun Hazinesi
Karun Hazinesi yonca ağızlı sürahi
Karun Hazinesi
Karun Hazinesinde değerli bazı eşyalar

Rum ve Ermeni Evlerinde Gömü Yerleri

Rum ve Ermeni Evlerinde Gömü Yerleri, aski evlerde gömü yerleri; aile bireylerinin kendileri ne ait olan altın para veya kıymetli eşyalarını sakladıkları yerlerin en başında evler gelir. Bunun sebepleri göz önünde olmasından kaynaklanır. Aynı zamanda bu tip yerlerin kazılması ya da sökülüp takılması sırasında dikkat çekmeyi de engeller.

Burada dikkat edilecek ana nokta ben olsam nereye saklardık?

Bu soruya tam cevap verebilmek çoğu zaman mümkün olmayacaktır.  İnsanların düşünce ve bakışları birbiriyle her zaman örtüşmez. Birinin önemli gördüğü bir noktayı bir başkası hafife alabilir. Gömüyü saklayan insanın bu noktadaki davranışını ve tercihini belirleyen esas unsur, yaşadığı bölge, kültürü,  kafa yapısı ile ilgilidir. Bu yüzden her evde gömünün aynı yere konulduğu anlayışı yanlıştır. Buradaki ana noktayı şöyle ifade edelim. Gömü sahibi malını ister evin içine koysun ister bahçesine koysun. Malı gözü önünde olması ve kontrolden uzak kalmamasını sağlayacaktır. Bunun sonucu olarak bahçesini de göz önünde bulundurmamız gerekiyor.

Evlerde gömüyü saklama yerlerini şu şekilde sıralayabiliriz.

  1. Yemek ve ekmek pişirilen ocaklar: Buralarda gömüler ateşin yakıldığı yerin altında olan yere yapılabildiği gibi, bacanın içinde gizli bir bölüme veya dış temel diplere yapıla bilmektedir.
  2. Merdiven altları: Bu merdivenlerde tespit yapılırken eve giriş merdivenleri olabileceği gibi iç mekândaki üst kata çıkarken kullanılan merdivenleri de dikkatle almak gerekir. Merdivenlerin en önemli noktası 1. ve ya 3. basamağın iç dolgusu olabilir. Özellikle taş veya moloz dolgulu merdivenler bu açıdan önemlidir.
  3. Kapı eşikleri: Evlere girişte insanların dikkatini çekmeyen önemli noktalardan biriside kapı eşiğidir. Bunun için sokağa açılan kapının iç eşiğinin altını sağlıklı bir biçimde incelmek gerekmektedir.
  4. Avlu içinde yaşlı ağaçlar: Bunlar genellikle armut, ceviz, incir, alıç ve dut ağaçlarından oluşmaktadır. Bunların yanında değişik ağaçlarda avlu içinde nadiren görülür. İsmini verdiğimiz meyve ağaçları Anadolu da sıkça rastlanan ağaçlardır. Bu tür ağaçlar gömü anlamında dikkatinizi çekiyorsa bu ağaçların 3-5-7 gibi adımlarla çevresi cihazla taranmalıdır. Tespitler buna göre yapılmalı. Şayet aynı avlunun içinde birden fazla ağaç var ise bu durumda ağaçlar arasında geometrik bir bağlantı kurulmalı.
  5. Ermeni evlerinde saklama metotları: Eski evlerin büyük odalarındaki tavan yapımında kullanılan (baba) diye adlandırılan hatıl ağaçlarının içinde saklama yöntemleri var. Paralar ve kıymetli eşyalarını bu ağaçların içine genellikle 2 parmak girecek şekilde delik açılarak, bu deliğin içine parmakla bastırılarak sıkıştırılır. Sonra delikler küçük parçalarla kapatılır.
  6. Ermeni ve Rumlara ait eski evlerin duvarları: Eski evlerde duvarlarda çok önemlidir. Bu davarların içine açılmış pencereler ve pencerelerin çevresinde özellikle alt tarafın değerli eşyaları saklamak için çok güzel bir yerdir. Bu yerlere para saklamak çok yaygındır
  7. Ahır ve kilerler: Hayvan barınağı olarak kullanılan ahır. İçinde özellikle saman doldurulan herkesin her an göremeyeceği mekanlar olan samanlık alt kısımları çok önemlidir. Kilerlerde ise harman zamanı bitirilip eve getirilen çuvallar dolusu buğday veya un malzemesinin tam altına gelen yerlerde, dışarıdan bir insanın hemen müdahale edebileceği noktalar değildir. Bu yerler evin en mahrem yerleridir. Bu tür yerler insanların gözünden uzak olan hedeflerdir.
  8. Evlerde bulunan kuzuneler: Eski evlerde kuzuneler dikkatle incelenmelidir. Kaç adet olduğu bunların tamamının bacaları olup olmadığına çok dikkat etmek gerekir. Bacası olmayan sahte kuzune yemek pişirme yerleri mevcuttur.
  9. Evlerin bacaları: Evlerin üstünde yer alan bacalarda araştırma yapmak orda değişik bir taş(rengi farklı) veya baca kapaklarının içini mutlaka kontrol etmek gerekir.

Bunların dışında akla hayale gelmeyecek pek çok noktalardan gömü çıkma olasığı çoktur. Bunlar arasında kuyular, hayvanların su içme yalaklarının altları, dibek taşı altı, gömme banyolar ve buna benzer sayamadığımız birçok yerde çok dikkatli araştırma yapılmalıdır.

Bir Anı: Eski bir Rum evinde yemek pişirilen ocağın iki baca deliği vardır. Bir baca deliğinde küp diğerinde ise normal havalandırmadır. Yaşlılardan öğrendiğime göre eşkıyalar evleri bastığında soba borusu olarak kullanılan deliğinden boru çıkarılıp küp olan deliğe sokulduğunu duydum.

 

Rum ve Ermeni Evlerinde Gömü Yerleri
Rum ve Ermeni Evlerinde kiler
Rum ve Ermeni Evlerinde Gömü Yerleri
Rum ve Ermeni Evlerinde giriş kapısı

 

Rum ve Ermeni Evlerinde Gömü Yerleri
Rum ve Ermeni Evlerinde ocak ateş yakılan yer
Rum ve Ermeni Evlerinde Gömü Yerleri
Rum ve Ermeni Evlerin zaman dayanamayıp yıkılan bir ev

Tümülüs Planları ve Girişleri

Tümülüs Planları ve Girişleri, tümülüs; kral, kral ailesi, kral soyundan gelen yerel beyler ve zenginler için inşa edilen büyük mezar yapılarıdır. Yapılış şekli ilk önce mezar odası hazırlanır ya toprağın altına doğru kazılarak ya da toprağın üzerinde yapılır. Daha sonra üzeri toprak veya kaya yığılarak üzeri tepeye dönüştürülen ve yapay tepelerden oluşan bir mezar çeşitidir. Bazen de ana kaya oyularak oda haline getirilir, ölmüşün vücudu ve mezar armağanları bu odalara konulduktan sonra üstü belirlenmiş malzemelerle örtülür.

Tümülüs yapıları ölen kişinin toplum içindeki statüsü tümülüsün yapılacağı tepenin jeolojik durumu ve mezar armağanları yapıda farklılık gösteren faktörlerdir. Bu nedenle Tümülüs yapılarından bir standart yoktur.

Bir uygarlığın yıkılışı ile aynı topraklarda kurulan yeni uygarlık tarafında bir önceki uygarlığın kullandığı mezar türlerini kullandıkları arkeolojik kazılarda görülmektedir.

Tümülüslerde ortak yön mezar odası ve mezar armağanlarıdır. Tümülüsler 2 şekilde görülür

1- Çok Odalı Mezarlar: Biz bunlara aile tipi Tümülüsler diyoruz. Mezar odalarına önceden yapılmış tünellerden gidilir, aileden her ölen bu tür tüneller içinde gidilerek bedeni diğer bedenlerin yanına bırakılırdı.

2- Tek Odalı Mezarlar: Bu Tümülüslerde tünel ya da girişleri yoktur. Tümülüslerin yüksekliği ve katmanları o Tümülüs de giriş olup olmadığını, mezarın zenginliği hakkında bilgi verir, Tümülüslerde tünel girişleri Güneybatı ve Kuzeydoğu yönlerinden yer alır. Bu tür Tümülüsler çeyrek dilim yöntemi ile kazılacak ise kuzeydoğu yönüne denk gelen dilim seçilmelidir.

Bazı Tümülüslerde zeminde mezar odası yerine lahit tipi mezar sandukaları bulunur, bazılarında tuzak sistemi ya da yanıltmalar bulunmaktadır, yanıltmalar; asil mezar üstüne boş bir oda inşası, sahte odalara giden tüneller bazılarında ise armağanları başka bir oda içinde yer almaktadır.

Kaya mezarlarından olduğu gibi Tümülüs mezarların birçoğu kendi döneminden sonra soyguna uğramıştır. Tümülüslerden birçok değerli özellikle antik eşyalar bulunmaktadır. Tümülüslerin içinde ölenin yaşarken kullandıkları muhtelif eşyalar bulunur. Şayet Tümülüs bayan ise muhtelif takı ve süs eşyaları da bulunmaktadır.

Tümülüs Anıt Mezarların İç Yapısı

Tümülüslerde belirlemiş bir standartı yoktur. Tümülüsün yerleşim yeri, coğrafi durumu ve ölenin unvanı ile alakalı olarak değişir. Burada üç yöntem kullanılır.

1- Daha önce yapılmış kazılar örnek alınarak yenileri kazılır.

2- Toprak katmanları okunur.

3- Mezar odasını tespit edecek yüksek teknolojiyi kullanmaktır.

Tümülüs yapıları birer mimari yapılardır, bu nedenle bu tür yapıları basit algılamak başarısızlığı getirir Bunların çözümü yine bir mimari bilgi ile olacaktır. Sonuçta kas gücüyle ve bilgiyle yapılan yapılar yine kas gücü ve bilgiyle çözüme kavuşturulmalıdır. Bu güne kadar dünyada tecrübe edilmiş, arkeolojide kullanılan Tümülüs kazı sistemi vardır. Buradan yola çıkarak tecrübeler ışığında hedefe ulaşılmalıdır.

Tümülüslerde Kazı Sistemi

1-Çeyrek Dilim Sistemi: Bu sistem küçük boy tümülüslerde uygulanır. Tümülüs 4 eşit dilime bölünerek güney-batı cephesindeki dilim alınarak temizlenir.

2- Tünel Açma Sistemi: Bu sistem büyük boy tümülüslere uygulanır genellikle batı yönünde başlanır. Dikkat edilmesi gereken şey merkeze doğru giderken yön kaybetmemektir. Önce dar olur. Merkeze yaklaşıldığında genişletilmesi gerekir.

3- Derin ve geniş Yarma Sistemi: Bu sistem küçük boy tümülüslerde batı-doğu eksenine derin yarma olur. Büyük boy tümülüslerde ise yine çeyrek dilime yakın güney-batı cephesini kucaklayan geniş yarma olur.

Tümülüs Planları ve Girişleri Nasıl İnşa Edildi

Tümülüs krala veya ailesinden biri için yapılmaktadır ilk önce ahşap veya kayadan mezar odası hazırlandıktan sonra ölen kraliyet ferdinin vucudu ile ölen kişinin yaşarken kullandığı eşyalar ile birlikte mezar odasına koyulurdu. Öbür dünyada kullanacağı eşyalarda mezar odasına konurdu.

Çeşitli büyüklüklerde tümülüsler vardır. Tümülüs’ün büyüklüğü, ölen kişinin zenginliğine göre büyümektedir. Daha zengin olan kral için daha büyük tümülüs inşa edilirdi.

Tümülüs Planları ve Girişleri inşasında ilk işlem tümülüsün inşa edileceği yer seçimidir;

1- İnşa yeri genellikle düz bir alanda seçilir.

2- Deprem, heyelan ve erozyona dikkate alınarak yapılırdı.

3-Soygunlara karşı Tümülüs korunaklı yapılırdı.

  1. Önce temel atılır, temel moloz taşlardan oluşurdu. Genellikle çevrede bulunan malzemeler kullanılırdı. Bir kolon gibi üstte gelecek yapıyı koruyacak şekilde sağlam inşa edilirdi.
  2. Yeteri miktarda taşlar ustalar tarafından kesilerek hazırlanır ve bölgeye taşınır. Bedenin konulacağı oda açık bırakılır. Üzerine gelecek tonlarca ağırlıktaki toprağı taşıyacak ve çökmeyecek şeklide bir ince hesapla yapılır. Bütün yük yan duvarlara verilerek inşa edilirdi.
  3. Yukarıdaki işlemler bittikten sonra, ölmüşün bedeni ve hediyeler oda içine bırakılarak, oda kapatılır. Mezar odası yağmur ve kar sularından etkilenmez. Bunun için üstü önce kille sıvanırdı. Yanlarına kum bırakılır esnek bir durum oluşturulur. Bunun üstü muhtelif moloz taşlarla örülür ölen insanın önemine göre bu katmanın kalınlığı artardı.
  4. Başka bölgeden topraklar taşınır. Bu toprak çamur yapılarak taş koruma tabaka sıvanır.
  5. Tümülüs taşlardan oluşacak ise yine oda inşasından sonra, koruma tabakası oluşturulurdu. Bu tabaka kelebek kilidi şeklinde olurdu. Günümüzde de kullanılan bir düz bir ters taş koymak suretiyle örülür. Harç sertleşsin diye kaya tuzu kullanılırdı.
  6. Huniyi andıran bir tepe şeklinde tüm işlemler biter.
tarihi eser
Tarlanın ortasındak,i yığma tepe ve tümülüs
tarihi eser
Tümülüs ve ya yığma tepenin iç görünüşü

tarihi eser

Midas’ın Babası Gordidas’ın tümülüsü, Gordiyon mezarın ne kadar büyük olduğunu görebilirsiniz.

tarihi eser
Tarlada bulunam bir başka tümülü anıt mezar

 

 

Taş Yığma Mezarlar

Taş yığma mezarlar, taş ya da çakıl yığma mezarlar olarak adlandırabileceğimiz bu mezar çeşitleri oldukça çok karşımıza çıkan mezar çeşitlerindendir bu mezarlar genel olarak ya düz arazilerde ya da dağ tepe gibi alanların düzlük kesimlerinde bulunur yani bir orman içerisinde de taş yığma mezarlara rastlayabilirsiniz.

Taş Yığma Mezarlar

Taş yığma mezarlar bir yerde 1 tane olabildiği gibi birden fazlada olabilir. Sıralı üç tane taş yığma var ise ikisi yanıltma amaçlıdır. Biri gerçek mezardır. Bu mezarların işaretleri yakın çevresinde ya da zaman içinde toprak kayması, sel vb. gibi doğal afetlerle yok olmuş ya da defineciler tarafından tahrip edilmiştir.

Bu mezarların bulunduğu bölgede genelde suni çukurlar. Fakat bazen kaplumbağa işareti ya da koltuk taşının da bu mezarları verdiği olur. Eğer ki 3 taş yığmaya denk gelirseniz unutmayınız ki sadece biri doludur. Dışardan cihaz ya da çubuk kullanarak mezarı tespit etmeye çalışın tek ve yüksek şekilde çakıl yığınları genelde Roma’dan önce yapılmış mezarlardır. Bazen bu mezarlar oldukça abartılıdır. Roma zamanında taş yığma olarak tümülüs inşa ettikleri olmuştur. Burada dikkat etmeniz gereken dağda, tepede ve tarlada toplama taşlar ile taş yığma mezarları karıştırmayın çoğunlukla bu oluyor. Çiftçi tarlasındaki taşları toplayıp bir kenara yığıyor görenlerde bunları taş yığma sanıyor bunlara dikkat edelidir.

Taş Yığma Mezarlar Nasıl Açılır

Bu konu ile ilgili bir bilgi internette yok gibi biraz bahsedeyim. Normal şekillerdeki taş yığma mezarlarda altta bir oda olabilir ya da kesme taşlar üstüne bir blok taş daha oturtarak 2.5×3.5 ya da 3×3.5 oda gibi küçük bir alan oluşturulmuştur. İçerisine ölü ve ölünün eşyaları ve hediyeleri koyulmuştur. Bazı taş mezarların işçiliği kolayken bazıları oldukça zordur. Genelde taş yığma mezarlar 2 ile 4 metre arasındadır. Derinliği genel olarak kimisinde ufak çakılların altında ana mezra ya da odasına rastlanacağı zaman 1 insan gücü ile hareket ettirilemeyecek büyük blok kesme taşlar ile yapılmış ve kapatılmıştır.

Bu mezarlar genelde derinlik 4 metreyi bulabilmektedir. İşte bunlar en zor mezar türlerini oluşturabilmektedir. En fazla ganimette bunlardan alınır. Oldukça tatmin edicidir. Genelde defineciler vinç getirip o blokları kaldıramayacakları için parçalamayı tercih ederler. Diğer türlüsü de komple çakıl yığmadır. Mezara yaklaşıldığı zaman ince kesme kayalarla uzunca bloklaşmıştır. insan gücü ile hareket ettirilebilirler bunlarda kolay olanıdır.

Taş yığma mezarlar adı üstünde taştır ve işçiliği biraz ağırdır. Çalışanları yorar insanı bu tip yerleri açarken özellikle taşların tahliyesinde taşları mezardan uzaklaştırın yanına yığmayın. Bu çok tehlikeli olur. Çalışma alnınızı geniş tutun bu mezar açılacağı zaman daha rahat hareket etmenizi sağlar. Tüm taşlar komple kaldırılmalıdır.  Kenarından girerim gibi bir şey söz konusu bile olamaz. Fakat bir taş yığmada oda girişini tespit ederseniz. Bazıları yandan girişli olduğu için giriş kısmındaki taşları tehlike oluşturmayacak şekilde boşaltmanız yeterli olacaktır.

mezar girişi, mezar
Taş Yığma Mezarların giriş kapısı ve üzerinde yığılmış taşlar
mezar girişi, mezar
Taş Yığma Mezarlar henüz soyulmamış. Üzerine atılan taşlar daha küçük varlığı az olabilir.
mezar girişi, mezar
Taş Yığma Mezarlar defineciler tarafından üstünden girilerek soyulmuş.

 

Parhal Kilisesi Sinek Efsanesi

Parhal Kilisesi Sinek Efsanesi, çok eski zamanlarda Parhal’lı da yaşamış bir köylü Batum’a gider. Orada gezerken yaşlı bir adama rastlar. Köylü, adam yaşlı olduğu için ona yardım eder, sorunlarını çözer. Yaşlı adam yapılan bu iyilikler karşısında verecek bir şeyi olmadığı için köylüye çok eski zamanlardan kalma bir hikâyeyi anlatmaya karar verir. Yaşlı adam Parhal’lı dostuna bir sırrını açar ve hikâyeyi ona anlatır:

Hemen Parhal’a dön. Parhal kilisesinin mahzeninde gizli bir giriş var bu girişten gir. Girdikten sonra büyük bir oda da olacaksın. Oda da büyük bir dolap var. Dolabın kapağını açınca içinde büyük sandık var, der. Onun kapağını aç, içi sinek doludur. Bu sineklerin hepsi büyülüdür. Sinekler kaçışırken sakın onlara el sürme, el sürersen ya da onlardan birini öldürürsen büyü bozulur. Hepsi kaçtıktan sonra sandığın içine bak, büyük bir hazine bulacaksın.

Köylü hemen Parhal’a döner ve kiliseye gider. Gizli geçitten geçer. Odayı bulur. Dolabın kapağını açar ve önünde koskocaman bir sandık çıkar aynen yaşlı adamın anlattığı gibi sandığın kapağını açar. Açar açmaz o kadar çok sinek boşalır ki, köylü elinde olmadan sinekleri kovmak ister. Üstüne hücum eden sineklerden bir kaçına eliyle dokunur. Öbürleri bir anda yok olur. Köylü eliyle dokunduğu sinekler yere düşer birer altın paraya dönüşürler. Sineklerin altın para olduklarını görünce şaşkına döner. Bir de sandığa bakar ki hiçbir şey yok. Meğer hazinedeki altınlar büyü ile sinek şekline sokulmuştur. Sandığın kapağı açılınca sinekler uçup gitmiş. Batum’daki yaşlı adamın dediği aynen gerçek çıkmış. Parhalı köylüye de eliyle dokunarak büyüsünü bozduğu birkaç altın kalmış. Adam aldatıldığını, kendisi sayesinde Batum’daki yaşlı adamın zengin olduğunu anlar. Boynu bükük birkaç altınla mahzendeki gizli odadan çıkar.

Cüzzamlıların Hazinesi

Cüzzamlıların Hazinesi, İstanbul’da gömülü olduğu düşünülen büyük bir hazinedir. Ağaçlar yeni yeni açmaya tomurcuk vermeye başlamıştı. Almanya’dan Helmut adında bir Alman İstanbul’a geldi. Zaman, 1935 yılının nisan ayını gösteriyordu. Helmut Mecler adında bu Alman vatandaşı, elindeki dilekçeyle, İstanbul Belediyesine gitti, kapısından içeri girdi. Dışarı çıktığında yüzü gülüyordu, mutluydu. İstediği izni almış ve kazı yapabilme hakkına kavuşmuştu. 18 Nisan 1935 tarihinde, izin belgesiyle beraber, soluğu Karacaahmet Mezarlığında aldı. Elindeki bilgilerden yola çıkarak belediye, zabıta ve müze idaresi yetkilileriyle beraber hiç durmadan, kazdırmak istediği her yeri kazdırmaya başladı.

Günlerce kazma ve kürek sesleri susmadı. Birçok yeri kazdırdı. Günler geçiyordu ama hazineye ulaşamıyordu. Dördüncü günün sonunda, umutsuzluğa düştü ve pes etmek, büyük bir üzüntüyle kazıyı durdurmak zorunda kaldı. Zaten aldığı iznin süresi de dolmuştu. Aradığını bulamamıştı…

Peki, neydi Helmut Mecler’i, Almanya’dan İstanbul’a getiren ve günlerce Karacaahmet Mezarlığında kazma kürek çalıştıran bu sır? Onu kimse bilemeyecek ama aradığı her neyse hala Karacaahmet Mezarlığında kendisini bulup gün yüzüne kavuşturacak kişileri bekliyor. İstanbul’un gizli hazinelerinden biri, cüzzamlıların hazinesidir. İstanbul’un hazine efsanelerini, uzun yıllar varlığını devam ettirecek gibi.

Cüzzamlıların Hazinesi
Mezar taşları ve mezarlıktan bir görünüm
Cüzzamlıların Hazinesi
Mezar taşları sökülürken çekilmiş fotoğraf
Cüzzamlıların Hazinesi
Mezarlıktaki taşlar ve ağaçlar

Mezar taşları ağaçlar ve mezarlıktan bir kare

Malhan Hazinesi

Bayındır Han Efsanesi(Malhan Hazinesi), Bayındır Han zamanında Ahlat’ta fakir bir aile, bir ana ile oğlu yaşarmış. Bu ailenin oğlu çobanlık taparmış. Bir gün Ahlat’ın dışında hayvanlarını yaydıktan güneşten korunmak için ağacın yakınına gidip oturmuş. Vakit de öğlen olmuş, yemeğe oturmuştu. Yemeğini yedikten sonra eline aldığı bir küçük odun parçasıyla vakit geçirmek için toprağı eşmeğe başlamıştı. Toprağı eşerken ufak bir delik açılır. Bunu gören oğlan merakından deliği kurcalamaya başlar. Zamanla deliği genişletmeye başlar. Bir müddet sonra genişleyen delik, insanın rahatlıkla geçebileceği bir kuyu girişi halini alır. Kuyudan aşağıya doğru bir merdivenin indiğini gören çoban, merakına yenilir korku ve heyecan içinde merdivenden aşağıya iner. 20 metre aşağıya inen çoban kendisini bir salonun içinde bulur. Salona açılan birçok odalar ve odaların kapılarının üzerinde anahtarlar görür. Meraktan bu odaların kapılarını birer birer açan çoban, çeşitli süs eşyalarıyla ve altınla dolu bir hazine görür. Hemen dışarıya çıkarak içeri girdiği deliğin ağzını kapatır, içerde baya vakit geçirmiştir akşam olmuştu. Yeri belli olsun diyete ağaca bir işaret bırakır. Koyunlarla birlikte Ahlat’a döner.

Malhan Hazinesi
Pahabicilmez değerdeki altın hazine elmas ve inciler

Akşam eve gelen çoban, annesine güzelliğiyle dillere destan olmuş Bayındır Hanın kızını istemesini söyler. Hayrete düşen anne oğluna, böyle bir şeye nasıl cesaret ettiğini söylerse de çoban isteğinde diretir. Sonunda ısrarlar karşısında mecbur kalan anne, Bayındır Han’a giderek kızını oğluna ister. Bu isteğe gülen Bayındır Han işi şakaya dökerek çeşitli isteklerde bulunur. ‘Benim sarayım gibi bir saray yapar, bir altın mutfak takımı, bir altın kahve takımı, bir altın beşik ve çeşitli altından süs eşyalarını getirir, bütün ülkenin davet edildiği, kırk davul ve kırk zurnanın çalındığı, kırk gün kırk gece süren bir düğün yapılırsa kızımı oğluna veririm’ der. Kadın Bayındır Han’ın bu şartlarını oğluna iletir. Oğlu da şartsız olarak Bayındır Han’ın isteklerini kabul eder.

Kadın oğlunun, ileri sürülen şartları kabul ettiğini Bayındır Han’a bildirir. Daha evvel şaka yoluyla da olsa söz veren Bayındır Han’da istemeyerek verdiği sözden geri adım atamaz kabul etmek zorunda kalır. Çoban Bayındır Han’ın bütün isteklerini yerine getirir, düğün yapılır. Bayındır Han bu çobanın büyük bir hazine bulduğuna inandığından, kızından hazinenin yerini öğrenmesini ister. Evlendikten sonra kadın kocasına bu kadar altını nereden bulduğunu sorduğunda kocası; büyük bir hazine bulduğunu söyler. Bayındır Han’ın kızı hazineyi merak ettiğini, mutlaka görmek isteğini söyleyince; kocası kadının gözlerini bağlayarak hazinenin olduğu yere götürür. Merdivenden aşağı indirdikten sonra gözlerini açar. Gözleri açılan kadın hayretler içinde hazineyi seyretmeye başlar. Bu arada dışarıdan uzun süren gürültü sesleri geldiğini duyan kadın, kocasına bu seslerin nereden geldiğini sorar. Kocası da; “Bu sesler su içmeye giden babanın atlarının sesidir.” der. Çoban, karısının gözlerini tekrar bağlar beraber eve dönerler. Kadın daha sonra da olup bitenleri babasına anlatır.

Malhan Hazinesi
Tarihi altın sikkeler

Hazinenin yerin, adamlarına arattıran Bayındır han bir türlü hazinenin yerini bulamaz. Sonunda Bayındır Han damadını saraya davet ederek hazinenin bulunduğu yeri söylemesini ister. Damat gelmeden önce cellat başını çağırarak; damadı korkutmasını, başını taşa bırakarak keser gibi yapmasını bildirir. Bayındır Han’ın bütün ısrarlarına rağmen damat hazinenin yerini söylemez. Sonunda sinirlenen Han, daha önce cellat başıyla anlaştığı gibi damadın kafasını kesmesini ister. Emri yanlış anlayan cellat başı, gerçekten damadın kafasını keser. Olaya çok üzülen Bayındır Han, cellat başının kafasını kestirir.

Gerek atların su içmeye gittiği yön ve gerekse kızının anlattıklarından hazinenin Mal Han isimli hanın yakınlarında ya da yol üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Bütün aramalara rağmen hazinenin yeri bulunamaz. O günden sonra Malhan hazinesi dilden dile nesilden nesile yayılır. Halen Ahlat’ta bu hazinenin varlığına inanılmaktadır.

Malhan Hazinesi
Pahabicilmez değerdeki altın hazine